Skip navigation

Michelangelo Antonioni’nin Hollywood için söylediği, “hiçbir yerde olup hiç kimseyle, hiçbir şey hakkında konuşmak gibi,” sözünü akılda tutarak içinde bulunduğum duruma bakacak olursam görürüm ki ben aslında içindeki boşluğu bir başka boşlukla doldurmaktan başka hiçbir şey yapmayan bir hiçim. O kadar ki benim kendimle olan ilişkim bir boşluk üzerine kurulmuştur. Böyle bir durumda her an bu temelsiz yapının altında kalma ihtimalimin had safhada olması sen de takdir edersin ki pek de öyle şaşılacak bir hakikat formunda zuhretmiyor sevgili okur. Başıma gelenlerin tek sorumlusu ben değilim ama tabii? İstesem de olamam zaten? Neden? Çünkü ben sosyal bir varlık ve siyasal bir hayvan olarak yaptığım her eylem ve dillendirdiğim her söylem üzerinde yüzde yüz kontrol sağlamaktan son derece aciz bir insanım. Pek çok şeyi oluruna bıraktığım için olsa gerek son tahlilde içimdeki boşluğu kat kat büyütmüş buluyorum kendimi hep.Arada karartı nöbetleri geçirdiğim oluyor. Uyandığımda gördüklerimin mi, yoksa karartı nöbetleri esnasında yaşadıklarımın mı hakikate daha yakın olduğuna karar veremiyorum bir türlü. Kurmaca olanla gerçek olan arasındaki boşluğun gün geçtikçe dolduğunu hissediyorum. Kurmaca ve gerçek arasındaki boşluk dolarken benim içimdeki boşluk daha da boşalıyor, boşaldıkça büyüyor. O kadar ki neredeyse beni içine alıyor. Ben öyle boşlukta sallanan adamı oluyorum Saul Bellow’un. Dolguları tekrar boşlukla doldurmaya vakfediyorum sonra kendimi. Ediyorum kendimi vakıf ki içimdeki bu sonsuz boşluk biraz olsun küçülsün.İşin içindeki bit yeniklerini saymaktan bitap düştüğüm zamanlar oluyor. O zamanlarda kendimi kaybetmeye meylediyorum, meylediyorum kendimi kaybetmeye ki kendime geri gelebileyim, kendime geri gelince kendimi bulmuş olayım. Sonra aslında kendimi bulmadığımı, aslında sadece alt-benliğimi yok edip hükümdarlığı tamamen üst-benliğime devrettiğimi idrak edeyim. Daha da sonra pek çok insanın gidip de gelemediğini göreyim.Daha dikkatli olmalıyım diyorum kendime bunun üzerine. Böylece kendimle aramdaki ilişkiye yeni bir boyut katmış oluyorum. Kendimle aramdaki ilişkiye kattığım bu yeni boyut çevremle ilişkilerimde yeni açılımlar sağlıyor. Çözümü sevgide buluyor, gene mutlu oluyorum, ta ki bir sonraki dehşetengiz hadiseler zincirine kadar, kendimi kendi içimde kaybedeceğim güne kadar, içimdeki boşluğu boşlukla boşlukta bir boşluk olarak yaşatmaktan kendimi alamıyorum.Hiç değilse sen söyle, ne ola ki benim aynı anda hem içimdeki, hem de dışımdaki boşlukları küçültmekten aciz oluşumun sebebi?Neyim var ki benim içimdeki boşluktan başka?İçimdeki boşluktan başka hiçbir şeyimin olmaması olabilir mi acaba benim aynı anda hem içimdeki, hem de dışımdaki boşlukları küçültmekten aciz oluşumun sebebi? Bu yüzden bir hiç olabilir miyim ki ben? Hiçbir kimse? Bir hiç kimse o işte!
  • iN-PUBLiC | Trent Parke

  • One Comment

    1. “every real signifier is, as such, a signifier that signifies nothing. the more the signifier signifies nothing, the more indestructible it is”

      “the subject is a signifier for another signifier” (J.L.)

      WTF?

      L’ye kalirsa hiclik bizi saglam kiliyor.. Allah kimseyi ta$ etsin ama “pure signifier” etmesin, amin..


    Leave a Reply

    Fill in your details below or click an icon to log in:

    WordPress.com Logo

    You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

    Twitter picture

    You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

    Facebook photo

    You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

    Google+ photo

    You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

    Connecting to %s

    %d bloggers like this: