Skip navigation

“Ekonomiyi düzeltirsek her şeyi düzeltmiş oluruz,” söylemi o kadar yanlıştır ki bu söylemin yanlışlığı sadece iki kelimenin yerini değiştirmek suretiyle düzeltilebilecek basit bir mantık hatasına indirgenemez. Zira burada söz konusu olan bu söylemi dillendiren zihniyetin içsel yapısından kaynaklanan bir bozukluktur. Genellemciliği ve indirgemeciliği aynı anda bünyesinde barındırmak kabiliyetine sahip olan bu zihniyet son derece mutsuz bir bilincin yansımasıyla zuhur edegelmiştir. Bundan böyle “Hegel’in muhteşem buluşu mutsuz bilinç,” olarak anacağımız bu çarpık zihniyet çarpıklıklarından güç alan, içsel çelişkilerini lehine çevirmek ve varlığını sürdürebilmek için ortadan kaldırılması gereken imkânsızlıkları birer imkâna dönüştürmek suretiyle gücüne güç, canına can, malına mal katan bir yapıya sahiptir. Bu mutsuz bilincin içsel yapısının kapitalizmin içsel yapısıyla birebir özdeş olduğunu söylemeye ise bilmiyoruz gerek var mı. Bu son söylediklerimizi mevzuya aşina olmayan okuyucularımız için özetleyecek olursak diyebiliriz ki kapitalizm mutsuz bilinci hem üreten hem de ürettiği bu mutsuz bilincin olumsuz enerjisini kendi olumlu enerjisi kılmak suretiyle gücüne güç, canına can, malına mal katan bir yapıya sahiptir.
Genel olarak ekonomik sistemler ya ölüm dürtüsünü, ya da yaşam dürtüsünü sömürerek ayakta kalırlar. Kapitalizm bu dürtülerin her ikisini birden sömürüyor. Kapitalizm bu dürtüleri hem üretiyor hem de sömürüyor. İnsanları eğlenmeye teşvik ediyor, eğlence olarak alkollü-alkolsüz ve/fakat her halükârda kimyasal içki çeşitleri, uyuşturucu, uyarıcı, yağlı yemek, sigara, kahve sunuyor, yani ölüm dürtüsünü sömürüyor. İnsan eğlenmek için sağlığından oluyor. Sağlığın bozulmaya ve sistemi aksatmaya başladığı noktada piyasaya ölüm dürtüsüne karşı yaşam dürtüsü çıkıyor. Sonra aynı sistem yaşam dürtüsünü sömürmeye başlıyor: Sağlıklı yaşam, üçte ikisi karaciğer tarafından emilmeden vücuttan atılan vitamin hapları, mide, karaciğer, böbrek ve sinir hastalıklarına karşı kafeinsiz neskahve, nikotinsiz sigara, diet-kola… Yani tıpkı Renton’un Trainspotting’de dediği gibi: “Hayatı seç!” demeye başlıyor kapitalizm. Ama Trainspotting’in, filmi henüz çekilmemiş, sadece romanı yayınlanmış olan ikinci bölümünde kahramanlarımızın yıllar sonra yeniden buluştuklarını görüyoruz. Ortaya çıkar ki filmin ilk bölümünü “ben hayatı seçtim, sen de seç” sözcükleriyle bitiren Renton, aradan geçen yıllarda hiç de hayatı seçmemiş, bilâkis yavaş bir ölümü seçmiştir. Porno adlı bu Irwin Welsh romanında kahramanlarımızın yine haince plânları vardır; ama bu sefer uyuştıurucu değil, porno endüstrisine el atacaklardır. Kimyanın ve seksin paraya dönüştüğü noktada mallarına mal, canlarına can katacaklardır.
Diğer yandan kapitalizmi hem ideolojik olarak besleyen, hem de kapitalizmle beslenen pek çok Hollywood filmi Freud’un yaklaşık bir asır önce nöron-bilimin açıklamakta ve anlamlandırmakta yetersiz kaldığı psişik hadiseleri açıklığa kavuşturabilmek için yarattığı bu iki kavramın insan doğasına ilişkin sınırları doğa bilimlerinin çizdiği sınırların ötesine taşımasından esinlenmekle kalmıyor, aynı zamanda bu durumdan büyük bir haz da alıyor. Somut kanıtlarla açıklanabilecek dünya o kadar küçük ki, Hollywood film yönetmenlerinin Freud’un yarattığı bilinçdışı dünyanın spekülasyona açık sınırsızlığı karşısında zil takıp oynamakdıkları kalıyor neredeyse. Neden? Çünkü bilinmeyen çarpıtılmaya açık ve sömürülmeye son derece müsaittir; psikolojik gerilim filmlerini ve doğa-üstü hadiseleri konu alan daha başa korkunç filmleri düşününüz. Kapitalizmin hayatın nerede bitip ölümün nerede başladığını karıştıran, iyi ve kötü arasındaki farkı belirsiz kılan iç dinamikleri bu kısır döngünün işte böyle sürüp gitmesine sebep olurken, kafası karışık, ne istediğini bilmeyen, iyi ile kötü arasındaki ayrımı yapmaktan aciz, son derece mutsuz bilinçler dönemine neşe içerisinde giriyor dünyamız ve tabii yurdumuz.
Herneyse, konuyu dallandırıp budaklandırmak için reklâmlara baktığımız zaman ise görüyoruz ki çoğu ürün insana verdiği zevk ve yaşamın tadının daha çok çıkarılmasına katkıları bağlamında değer atfediliyor. Bir mal ne kadar zevk verirse tüketiciye fiyatı da o kadar artıyor. Yazı daha da anlamlı olsun diye hemen belirtelim, Freud’un ölüm dürtüsü adını verdiği psikoloji-ötesi kavram elbette ki günümüz insanının çok boyutlu iç dinamiklerini açıklamakta yetersiz kalacaktır. Zira insan elbette ki sadece iki kutuplu kısır bir döngüye indirgenemez. Elbette ki ölüm dürtüsü ve yaşam dürtüsünden başka motifleri de vardır insan doğasının. Ama şu da bir gerçek ki oyun oynama dürtüsü, rüya görmek, değişim yaratma dürtüsü, fantezi kurma dürtüsü gibi daha pek çok dürtüyü de ölüm dürtüsü ve yaşam dürtüsü kategorilerinde ele almak mümkün. Çünkü meselâ insan ölmemek için çevresini değiştirir, ölüme sebebiyet verebilecek etkenleri mümkün mertebe ortadan kaldırmaya meyleder. Söylemeye gerek var mı bilmiyoruz, ama işte bu yazıda zikredilenler ise şu cümlenin su götürmez bir hakikat formunda kaleme alınabilmesine zemin hazırlamaktan başka bir maksada hizmet etmedi, etmiyor, etmeyecek sevgili okur: “Ekonomiyi düzeltirsek her şeyi düzeltmiş oluruz söylemi o kadar yanlıştır ki yanlış kelimesi bu yanlışlık derecesini tanımlamakta yetersiz kalmaktadır.”

(c) cengizerdem, 2007.

One Comment

  1. Amma ve lakin “Ekonomi ile duzersek herkesi duzmus oluruz” soylemi gecerli olabilir.

    Olumsuzluk cabamizi cevresel degistirmelere baglamani cok begendim.

    Yazin biraz sundurulmus tam bir yazara uygun olanindan, ama keyif duzeyi herzamanki tadinda, duraginda.

    thanks for sharing, whereas sharing is caring.

    T


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: