Skip navigation

Bir mum alevinin sönmeden önce dayanılmaz bir biçimde son bir kez parlaması gibidir bazı ilişkilerin bitişi. Son bir kez karşı konulmaz bir arzu duyarız sevdiğimize karşı, ama bu arzu çok geçmeden yerini aynı derecede karşı konulmaz bir kayıtsızlığa bırakır her ne hikmetse. Mum sönmüştür artık ve artık tekrar karanlıktayızdır bir süreliğine, yani ta ki hiç beklenmedik bir anda karşımıza bir başkası çıkıp da sönmeden önce gözlerimizi neredeyse kör edecek kadar parlayan söz konusu mum ışığına yeniden hayat verene kadar.

“İnsan yanmayı ve küllerinden yeniden doğmayı bilmeli,” demişti Nietzsche. Küllerinden yeniden doğan anka kuşu misâli yeniden doğmaya benzer adına aşk demeyi alışkanlık hâline getirdiğimiz duygu durumu. Ama genellikle dürtüsel bir etkilenimden, veya bilemediniz tutku tabir edebileceğimiz bir yakınlık hissinden başka bir şey değildir adına aşk demeyi alışkanlık hâline getirdiğimiz o duygu durumu. İlişkinin bittiği kesinlik kazanınca, yani artık yaşadıklarımız bizi ne üzer, ne de mutlu eder hâle gelince, bir başka deyişle kayıtsızlık zuhur edince işte, “ben aslında bu insanı hiç sevmemiş, ona hiç aşık olmamışım ki,” diye geçiririz içimizden, ki nitekim geçirmemiz de gerekir zaten. En kötüsü de aşkla acıma hislerinin birbirine karıştırılmasıdır ama bence, zira bu hem bize hem de sevmek yerine acıdığımız ama acıdığımızın farkında olmak yerine ona aşık olduğumuzu sandığımız kişiye zûldür.

“Ne insanlar gördüm üstlerinde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok,” sözünü hepimiz duymuşuzdur. Kimin, ne zaman söyledği bile belli olmayan bu son derece özlü sözle biraz oynarsak onu şu hâle sokmamız mümkündür: “Ne aşıklar gördüm aşkın zerresinden haberleri yok, ne aşklar gördüm aşıklarının yaşayacak bünyesi yok.”

Yıllar önce bir sevgilim bitirmekte oldukça zorlandığımız o dillere destan ilişkiyi bitirebilmek için dahiyâne bir sözle hadiseye noktayı tereyağından kıl çeker gibi koymuştu: “Kalplerimiz bu sevgiyi kaldıramayacak kadar küçüktü.” Adı lâzım değil, hakikaten doğru söylemişti bence söz konusu sevgili, zira gerçekten de söz konusu aşk o yaşta ikimizi de aşan ve artık kontrolümüzden çıkan bir hâle gelmişti. Biz aşkın özneleri değildik artık, bilâkis aşk bizim öznemiz, bizse aşkımızın nesnleriydik. “Aşkın kölesi olmak” lâfı biraz anlam ihtiva ediyorsa, söz konusu aşkın nesnesi olma durumu buna harika bir emsâl teşkil eder niteliktedir kanımca. Neticede aşkımız bizi aşınca biz de onun içinde boğulmamak için benim de katkılarımla “kalplerimiz bu aşkı sığmayacak kadar küçüktü,” sözünü ilişkimizin bitişini mümkün kılan söz olarak lânetlenmiş kalplerimize kazımış ve yollarımızı ayırmıştık. Bazen ayrı yollardan gidenlerin de aynı yere varabileceklerini nereden bilebilirdik ki?! Kalplerimiz büyüdü artık ve aşkımız tanınamayacak hale geldi belki şimdi, lâkin ikimizin de bildiği bir şey var işte hiç değişmeyen; insan doğru hayatı yanlış yaşayabilir, ezberler bozulmak içindir, çünkü insan hayatı boyunca sadece tek bir kez, sadece tek bir kişiye aşık olabilen ölümlü varlıklara verilen addır, gerisi ise teferruattır…   

I’m hungry, I shall consume flesh.             

2 Comments

  1. “insan hayatı boyunca sadece tek bir kez, sadece tek bir kişiye aşık olabilen ölümlü varlıklara verilen addır, gerisi ise teferruattır…”

    sevgili cengiz,

    defalarca okudum. bu sözün, tüm baş döndürücülüğü ile aynı anda, zamanı geri döndürememe acısı, bir kaybetmişlik sızısı yerleştirdi içime… günlerce baktığım, sevdiğim fotoğrafa da asıl anlamını kazandırdı şimdi.

    teşekkürler, selamlar…

    • yazının, veya bu cümlenin işe yaradığına, daha doğrusu yaratmış olduğu etkiyi yarattığına sevineyim mi, yoksa üzüleyim mi inan ki bilemiyorum sevgili aglea… ama teslim etmeliyim ki bu son derece riskli cümleyi yazdıktan sonra yazıyı yayımlayıp yayımlamamak konusunda ikilem yaşadım… bahse konu ikilemin sebebinin naiflikle itham edilmek endişesi olduğunu ise bilmiyorum söylememe gerek var mı… yanlış anlaşılmak ihtimalini minimal düzeye çekmek için şunu söylemeden edemeyeceğim: ““İnsan yanmayı ve küllerinden yeniden doğmayı bilmeli,” demişti Nietzsche. Küllerinden yeniden doğan anka kuşu misâli yeniden doğmaya benzer adına aşk demeyi alışkanlık hâline getirdiğimiz duygu durumu.” burada dile getirilmeye çalışılan aslında insanın her aşkla yeniden doğmaya benzer bir durumu tecrübe ediyor oluşudur. bu çıkarım yazının sonundaki, “insan hayatı boyunca sadece tek bir kez, sadece tek bir kişiye aşık olabilen ölümlü varlıklara verilen addır,” ifadesi ile birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkar ki anlatılmak istenen, insan denilen ölümlü varlığın yeniden aşık olabilmesi için eski benliğini yok etmesi ve yeni bir benlikle yeniden doğmasının zaruri olduğudur. bir hayvan türü olan insanın insanlık denilen türün mensubu olabilmesi için, diğer hayvan türlerinden farklı olarak bilinçdışı dürtülerini bilinçli arzuya dönüştürmesi, yani “sönmeden önce gözlerimizi neredeyse kör edecek kadar parlayan söz konusu mum ışığına yeniden hayat vermesi,” gerekli ve mümkündür… kısacası aslında anlatılmak istenen, insanın aşık olabilme yetisinin hem sebebi, hem de sonucu olan insanlığını, insanlık halini, insanlığa mensup olma durumunu sürdürüp yeniden aşık olabilmek için ölüp ölüp dirilmesi gerektiğidir. bence “insan hayatı boyunca sadece tek bir kez, sadece tek bir kişiye aşık olabilen ölümlü varlıklara verilen addır,” ifadesi ancak bu bağlamda ele alınırsa naiflikle itham edilmekten muaf bir anlama kavuşabilir… demek istediğimi daha iyi ifade edebilseydim ise inan ki ederdim, ki nitekim edebilirsem edeceğim de zaten…
      sevgiyle,
      c.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: