Skip navigation

Deneyler yapmak ve yaptığı deneylerin sonuçlarını insanlarla paylaşmak için yaratılmış bir insan olan Takamuro Kootaro, çocukluğunda okuduğu bilim-kurgu romanlarının etkisiyle vurmuştu kendini bilime. Özellikle H.P. Lovecraft’ın kitaplarında okuduğu doğa-üstü hadiseleri gerçek sanıyor, yıllar geçtikçe dizginlenmesi namümkün bir hâl alan hayâl gücü, onu Frankenstein, veya bilemediniz Dr. Jekyll and Mr. Hyde gibi bir çılgına çeviriyordu.

Anne ve babasını korkunç bir trafik kazasında kaybeden küçük Takamuro sosyalist bir filozof tarafından evlât edinilip doğru dürüst bir okula gönderilinceye kadar tarifi imkânsız acılarla boğuşmak durumunda kalacaktır. Söz konusu okulda bilimin ışığıyla aydınlandıktan sonra aldığı bir bursla Japonya’dan Amerika’ya geçen Kootaro, Georgia Tech Enstitüsü’nde kısa zamanda sivrilecek ve doktorasını bitirir bitirmez Teorik Fizik ve Astronomi kürsüsünün başına getirilecektir. Spekülatif Realistler’in düzenlediği “Bilim ve Metafizik” adlı bir konferansta, evrenin sonsuzluğu içerisinde zaman kavramının sadece insan beynine münhasır bir şey olduğunu ve bunun sebebinin de düşünebilen tek ölümlü varlığın insan olması olduğunu dile getirecektir Takamuro Kootaro, ve pek tabii Kant’ın tüm bunları yıllar önce hâlihazırda dile getirmiş olduğundan bihaber olduğu için Dr. Lawgiverz’in tepkisini çekecektir hâliyle. Aralarında münakaşaya varan bir diyalog gerçekleşecek ve detaylarına girmememeyi etik olarak uygun bulduğumuz, yaşanan o ibret verici olaylar bilim ve felsfenin iş birliğinin ne denli gerekli ve mümkün olduğunu bir kez daha gözler önüne serecektir.

İlerleyen süreçte Einstein’ın görecelik teorisini çürüten ilk kişi olma bahtiyarlığını yaşayan Takamuro Kootaro’nun temel tezi zamanda yolculuk mevhumuna teknolojik gelişmeler ışığında bakıldığı zaman geleceğe gitmenin geçmişten gelmekten daha mümkün olduğunu ileri sürmekteydi. Kootaro’nun teoride ıspatladığı ve bilim çevrelerinde kabul görmüş bu tezinin teferruatlarına girmek isterdik, ama ne yazık ki kapasitemiz buna hiç müsait değil, zira biz bilim-adamı olmaktan ziyade basit bir anlatıcıyız sadece. Kafamızın basmadığı şeyleri anlatmamız ise hem çok riskli, hem de zaten mümkün değil. Hangi anlatıcı okuyucularının nezdinde küçük düşmek ister ki? Bilgi eksikliğinin insanın saçmalamasına zemin hazırlamaya ne denli müsait olduğunu hepimiz biliyoruz; bunu yaşayarak öğrendiğimizi farzediyor ve bu konuyu da daha fazla rezil olmadan böylece geçiştiriyoruz. Güneşin 4.5 yıl içerisinde söneceğine dair spekülasyonlar gerçeğe dönüştüğü takdirde tıpkı Akor Yaşam Uzatma Vakfı’nın Arizona’daki tesislerinden sorumlu Dr. Jerry Lemler gibi, Takamuro Kootaro’nun da tüm bu çabalarını anlamsız kılarak ölümsüzlük hayâlini imkânsızlıklar arenasına dahil edeceğini söylemeye gerek olup olmadığını ise inanın ki bilmiyoruz.

Dr. Lawgiverz’le Takamuro Kootaro bilim ve metafizik arasındaki ilişkileri hem epistemolojik, hem de ontolojik bağlamlarda en fenni şekilde mercek altına alan bir konferansta tanışacaktı. Bahse konu konferansta “Ölümsüzlük Teorisi ve Gilles Deleuze” adında bir bildiri sunan Dr. Lawgiverz ile “Zamanda Yolculuk Teorisi ve Einstein” adında bir sunum yapan Takamuro Kootaro konferansın bittiği günün gecesinde verilen akşam yemeğinde tesadüfen yan yana oturma fırsatı bulacak ve gecenin ilerleyen saatlerinde bilimsel-felsefi bir sohbete ilâveten şarabın da etkisiyle güçlerini birleştirme kararı alacaktı bu ikisi. Biri doğa bilimlerine, diğeri ise beşeri bilimlere mensup bu iki bilim-adamının dünyaya damgalarını vurmasıyla sonuçlanan entellektüel birliktelik, son derece verimli geçtiği aşikâr olan “Bilim ve Metafizik” konulu o konferans sayesinde başlayacaktı yani işte.

Güneşin 4.5 yıl içerisinde söneceğine dair o meşhur spekülasyonlar ortalığa yayıldığı sıralarda Takamuro Kootaro sürekli olarak Japonya ve Amerika arasında mekik dokumakta, maddi kaynakları ve bilimsel çalışmaları arasında yepyeni köprüler inşa etmekteydi. Kim bilir, belki de bu ikisinin, yani Takamuro Kootaro ve Dr. Lawgiverz’in böyle oradan oraya gidip gelmeleridir ülkelerindeki istihbarat birimlerinin dikkatini çeken. Ne yazık ki henüz o kısma gelmedik ama, biraz sabır lütfen, ey sabrın sonunun selâmet olduğu konusunda şüpheleri olan kuşkucu okur!



Pj Harvey – A Perfect Day Elise (Original Studio Version with Video Clip)

He got lucky, got lucky one time

Hitting with the girl in room five none nine

She turned her back on him facing the frame

Said, “Listen Joe don’t you come here again”

White sun scattered all over the sea

He could think of nothing but her name Elise

God is the sweat running down his back

The water soaked her blonde hair black

It’s a perfect day

A perfect day, Elise

He got burned by the sun

He’s a lucky man

His face so pale and his hands so worn

And the sky

Let himself in room five none nine

As she turned away

Said a prayer, pulled the trigger and cried

Tell me why

It’s a perfect day

A perfect day, Elise

Ah oh, It’s a perfect day

A perfect day, Elise

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: